top of page

ASIL FİLM YENİ BAŞLIYOR!

O sabah her gün, güne açtığı gibi açtı gözlerini. Belki birkaç gününü daha iyi geçirecekti, yakın zamanda dünyaya nasıl bir bela geleceğini bilmeden. Tarihe belki sadece bir virüs belki de değişim olarak geçecek şeyi bilmiyordu. Eşi benzeri görülmemiş bir değişme.

Aslında illa bir şey olmasına gerek yoktu. Değişiyordu zaten bir şeyler. Ama değişenin ne olduğunu bilemiyordu hiç kimse. Değişen dünya mıydı, insan mıydı? Yoksa ikisi de değil miydi? Değişir.

Kalktı ve doğruldu, elini yüzünü yıkadı çabuk çabuk. Halbuki bilmiyordu bunun aceleyle ellerini yıkadığı son zamanlar olduğunu.

Eline telefonunu aldı. Sosyal mecralarda gezinmeye başladı ta ki o sesi duyana kadar: “Kahvaltı hazııır.”

—Duydun mu haberleri?

—Hayır, ne olmuş da?

—Yeni bir film çekilmeye başlanmış, bütün dünyada ses getireceği söyleniyor.

Kahvaltı bitiminde kalkıp hazırlandı. Yola koyuldu. Belki on, belki on beş dakika yürüdü.

—Nasılsınız bakalım gençler?

—Elhamdülillah hocam aynı, bir değişiklik yok.

Gerçekten aynı mıydı? Yani bir değişiklik yok muydu?

Gelirken gördüğü herkes mutluydu. Yalnız birinin hepsinden farklı bir hali vardı. Kulağına eğilip “Değişir.” diye fısıldamıştı sadece. Ne değişebilirdi ki her şey ve herkes aynıydı. Bunu düşünmenin anlamsız olduğunu düşünüp kapıyı açtı. Kapıyı açınca kendine bir kez daha hak verdi ne değişebilir yine aynı şamata aynı manzaraydı. Gülümsedi.

Aniden biri öksürdü. Herkes bir an irkildi. Öksüren kişi utandı. “Çocuklar, herkes her an öksürebilir, öksürdüğünüzde yalnızca ağzınızı kapatmanız yeterli ve bu tür tepkiler vermenize gerek yok.” diye ikaz etti öğrencilerini.

Ertesi gün gördüğü bir haberde Çin’de bir virüs çıktığını, çıkan kentte karantinaya alma çalışmalarının yapıldığını gördü. Yolda gördüğü adam geldi hatırına. “Değişir!” Bir an korktu ve “Acaba değişim bu olabilir mi?” diye düşündü. “Amaan boş ver, nasıl olsa Türkiye’ye gelmez.”. Gözlüğünü eline alıp temizledi. Sık sık yapmazdı bunu. Ama bilmiyordu ki bu işi sık sık yapmak zorunda kalacağı günler kapıdaydı.

Aradan iki üç hafta geçti. Bu sürede dünya virüsün Çin’i aşıp Orta Doğu’ya Hindistan’a hatta Avrupa’ya kadar ulaştığına dair haberlerle çalkalanıyordu.

Kalktı, toparlandı. Sofrada hanımına:

—Şu dünyayı sarsacak film hala vizyona girmemiş mi? Bu aralar, şu ne olduğu belirsiz virüs yüzünden sıkıntı geldi. Birlikte izleyebilseydik bari.

—Yok, daha Türkiye’ye gelmemiş film, yeni yeni Avrupa’da vizyona girmiş. Yakında buraya da gelir izleriz. Bir de vizyona girdiği ülkelerde gündeme oturmuş, herkes bu filmi konuşuyormuş. Görüyorsun zaten biz bile vizyona girmeden ne kadar merak ettik. Bu film herhalde bir harika.

Yakın mıydı gerçekten filmin gelmesi? Yoksa daha var mıydı?

Yine aynı alışmışlığıyla günlerine devam ediyordu. Üç dört gün böyle geçip gitti. Akşamleyin ailesiyle oturmuş televizyona bakıyordu. Birinci kanalda günün dizisi, ikincisinde spor, üçüncüsünde çizgi dizi derken eli yedinci kanalda durdu. Baktı televizyona, yaklaştı bir daha baktı, hayretler içerisinde kalmıştı. Televizyonda gördüğü şey virüsün Türkiye’ye girdiğini duyuran büyük puntolarla yazılmış bir alt yazı idi. “Tüm dünyayı etkisi altına virüs, Türkiye’de de görüldü!” Eşi:

—Bu kadar erken gelmesini beklemiyordum ben, daha bir ay olmadı, bütün dünya’yı kapladı bu illet.

Yutkunup kendi korkusunu bastırarak çocuklarına:

—Endişeye mahal vermeyelim, hem zaten tedbirleri alıyorlarmış.

—Tabi ya siz hiç merak etmeyin çocuklar, bu da gelir geçer.

Kendilerini teskin ede ede bir iki haftayı devirdiler. O günden beri televizyonda haber kanallarına bakmayı yasaklamıştı. O akşam “Virüsü erkenden göndermişlerdir bile” ümidi ile bir haber kanalı açtı. Bir de ne görsün okullar kapatılmış, sokağa çıkma yasakları ve maske takma zorunluluğu gelmişti.

Kendi kendine “Acaba değişecek olan şey bu muydu? ” diye düşündü.

Evlerine kapanmış haldeydiler. Artık eskisi gibi okula da gitmiyordu. Evlatlarını şimdiden özlemişti daha yolun başında olduğunu bilmeden.

Dışarıya nefes almak amaçlı çıkıyordu -ki nadiren oluyordu bu- fakat nefesi alıyor muydu, harcıyor muydu, bilemiyordu. Zaten gözleri bir şey göremiyordu, her yer buğu içindeydi gözlüğünden dolayı. Bir an maskeyi çenesine indirmek istedi. İstemez olaydı. Herkes ellerini adeta “Kapat! Kapat!” diye hareket ettiriyordu. Kapattı ve eve doğru yol almaya başladı.

Kararını vermişti, yazacaktı. Aldı kalemi eline, başladı yazmaya. Ne yazacaktı ki. Bu illet belki ona bulaşmamıştı ama psikolojisini bozup aklını allak bullak etmişti.

Düşüncelerini mi yazacaktı, yoksa hayatını mı veya sıradan bir yazı mı? Başladı, sıradan bir hikâye yazmaya. Ama bunun sıradanlığı kime göreydi? “Değişir!”

“…Dışarıda dolaşırken birden bir öksürük duydu. Hemen oradan uzaklaştı öksüren adama cins bir şekilde bakarak. İnsanlar artık öksürüğe veya maskesine göre yargılanıyordu…”

Niye böyle başladığını bilmiyordu hikâyesine. Hikâyesine bile bulaşmıştı bu illet. Neden istemediği bir şeyi yazardı ki insan. Nereden baksan daha bir ay önce çocuklarına öksüren veya hapşıran kişilere saygılı olmalarını söylemişti.

Sıkmıştı artık evde durmak. Evde dur dur, ne yapacak sanki insan böyle? O öyle düşünüyordu belki ama bazılarına yeni kapılar açmıştı evde durmak. O da biliyordu bunu. Arkadaşlarıyla telefondan görüşürken onlar hep “Bu virüs sayesinde neler yapabileceğimi keşfettim meğer hayatımız ne kadar da boş geçiyormuş.” diyorlardı.

O da istiyordu keşfetmek. Ama neyi keşfedecekti, keşfedeceği bu şey hayatını nasıl daha iyi anlamlandıracaktı. Bilmiyordu.

Yine bir gün dışarıya çıkmıştı. Okula gitmek istiyordu. Yavaş yavaş yürürken aylardır kulağına fısıldayan garip adamla yine karşılaştı. Bu sefer “Her insanın öldüğünü zannetme bazıları kurtuluyor.” dedi, yüksek sesle. Okula gitmekten vazgeçti.

Düşünmeye başladı “Ben acaba kurtulanlardan olabilir miyim?” diye. Fakat kafasını karıştıran bir mesele daha vardı. Acaba bu kurtuluş virüsten kurtuluş muydu yoksa başka bir şeyden mi? “Değişir.”

***

Aradan bir yıldan birkaç ay fazla zaman geçmişti. Artık vakalar azalmış hatta bitmişti. Devlet tüm yasakların kalktığını ve artık maskenin zorunlu olmadığını duyurdu. Maskeden bıkmış halde olan insanlar bu bez parçasına hemen bir son vermişti. Yalnızca çıkarılması gereken maske bu muydu peki?

Artık bu illet bittiğine göre yine eski hayatına dönebilirdi Erdem. Ama yapmadı, dönmedi. Yeni bir hayattaydı o artık. Maskelerin, mesafelerin olmadığı bir hayat.

Yine bir öğretmendi o. Ama eskisi gibi sadece sınav için öğreten bir öğretmen değildi. Artık o, adeta öğrencilerini besliyordu. Onlara bir esin kaynağı oluyor, kafalarında şimşekler çaktırıp sadece kitaptakilerle bırakmıyor, yönlendirerek öğretiyordu.

Yine bir babaydı. Ama eskisi gibi sadece çocuklarını uyararak, yasaklar koyarak değil; fark ettirerek gösteriyordu doğruları, yanlışları.

Yine bir insandı. Ama sadece sabah kalkıp, işini yapıp, akşam yemek yiyip yatan sıradan bir insan değildi. Artık okumaya vermişti kendini, okuyordu, anlamaya çabalıyordu. Ama şu kitabı, bu kitabı okuyayım, ne anlatıyormuş bir bakayım kafasıyla değil. Elbette bakıyordu anlattığına ama onun tek bir amacı vardı: Kitapların kitabını anlamak. Bütün kitapları bu amaçla okuyordu. Sadece okumuyor, yaşamaya da çalışıyordu.

Çünkü o keşfetmişti, öğrenmişti ki yaşamadan olmaz, yaşatmadan olmaz.

***

Dışardaydı, dolaşıyordu değişmiş bir halde. Birden karşısına yine o çıkmıştı. “Ölenler öldü, kurtulanlar kurtuldu. Sen kurtulanlardan mısın?” Biraz durdu ve “Bitti artık. Çıkarın maskeleri!” diye bağırdı.

“Çıkardık maskeyi işte. Hâlâ ne maskesinden bahsediyor bu adam?” diye bağırışlar yükselmeye başladı. Ama Erdem bunu demedi; çünkü o anlıyordu O garip adamın ne dediğini. Çünkü o maskeyi çoktan çıkarmıştı

İnsanlar sanıyorlardı ki tek çıkarılması gereken maske cerrahi maskeydi. Çünkü o değildi tek çıkarılması gereken maske. Çıkarılması gereken maske ikinci yüzü olan insanların yüzlerindeki maskeydi. Ne mutlu ki Erdem onu çoktan fark etmiş ve çıkarmıştı. Onu ancak yaşayanlar çıkarabilirdi çünkü yaşayanlar…

O bunu düşünürken eşi aradı.

—Hepimize bilet aldım artık filmi izleyelim, geleli bir yıldan fazla oldu.

Şaşırarak da olsa

—Tamam, geliyorum, dedi.

Salondaydılar. Film başlamıştı. Acaba nasıl bir filmdi? Film bittiğinde kendi kendine: “Bu film bitmişti zaten” dedi. Çünkü biliyordu bu filmin ne olduğunu: “Korona Virüs”. Filmi yazanlar belliydi, oynayanlar belliydi. Ama önemsemiyordu artık bunu. Çünkü o bu filmde oynamamıştı.

Artık yeni bir film başlamıştı onun için. Herkeste başlaması gereken bir film. Asıl film... Kendi filmi…Kendi…


1 Comment


Eyvallah kardeşim

Ne güzel yazmışsın mâşâallah barekallah velâ guvvete illâ billah.

Güzel kardeşim

Like
Yazı: Blog2_Post
bottom of page