97 YIL
- Ahmet Arif Kutlu
- 3 Mar 2021
- 3 dakikada okunur
Tozların arasında açmıştı gözlerini, neredeydi? Duyduğu tek şey insanların korkunç bağırışlarıydı. Silah sesleri eşlik ediyordu bu bağırışlara. Ve sert bir ıslık sesi, bomba mıydı bu gelen? Bir gümbürtü, bir sarsıntı... Yer ile gök yarılıyordu sanki, bombanın yere düşüşünün etkisiydi herhalde. Doğrulmaya çalıştı, üzerindeki her neyse izin vermiyordu buna, oldukça ağırdı.. Neredeydi gerçekten? En son... Evde oyuncakları ile oynuyordu. Kardeşi okulda, babası işteydi. Annesi ise mutfakta yemek yapıyordu. Annesi... "Anneee! Neredesin Aneee!" diye haykırdı. Fakat ne mümkündü bu ses yığının arasında kendi sesinin duyulması... Ya bir şey olduysa anneme, diye düşünmekten alamıyordu da kendisini. Bir daha doğrulamayı denedi, fakat bu üzerine düşen şey... Duvar olmalıydı herhalde, tuğlalar, dolaplar, ya da her ne ise oldukça ağırdı. Bir kez daha denedi doğrulmayı; bir kez daha, bir kez daha... Fakat olmuyordu. Çaresizce yeniden kendini bıraktı yere. Kendini düşünmeyi unutmuş, yalnızca annesini merak ediyordu. Saatlerce bekledi, çaresizce..
Aradan geçen saatlerin ardından bir vakit dinmişti silah sesleri, fakat çığlıklar hâla kulaklarını çınlatıyordu.. Yine kuvvetli bir ıslık sesi. Kafasını ellerinin arasına aldı. O bombaya karşı elleri ile korunabilir miydi? Bunu düşünmeyi bile aklından geçirmedi. Fakat ne yapsaydı, çaresizlik.. Sarsıntı öncekiler kadar olmadı bu sefer. Uzak bir yere düşmüştü herhalde bomba. Olduğu yerde umutsuzca beklemeye devam ediyordu. Zaten yapabileceği de başka bir şey yoktu... Güneş terk etmişti gökyüzünü, yerini Ay'a bırakmıştı. Tabi o ne Güneş'i görüyordu o beton yığınlarının arasında, ne de Ay'ı.. Tek şey vardı gözlerinin önünde, acı, nefret, korku ve karanlık. O karanlığın içinde gezdirmeye başladı ellerini.. Umutsuzca, kim bilir belki bir şey bulurdu. Tahmin ettiği gibi de oldu, bir şeye çarptı eli; bir sepetti sanki.. Biraz kendine doğru çekmek için uğraştı.. Fakat olmadı. Sepetin içine soktu elini.. Peluş bir oyuncak geldi eline, kenara bıraktı. Bir araba... Kendi oyuncak sepetiydi bu.. Bir fener de olmalıydı bunun içinde.. Biraz aradıktan sonra ulaştı ona. Düğmesine basarak açtı. Etrafını biraz daha görebiliyordu sanki. Yanındaki tuğla parçasının sağındaki boşluğa tuttu fenerini, bir karartı vardı... Biri yatıyordu sanki... Biraz daha dikkatli baktı... Annesiydi bu. "Anneeeee" diye bağırdı avazı çıktığı kadar. Gözlerinden akan yaşlar sel olmuştu... Baktı günlerce, sadece annesine baktı... Annesinin hareket etmeyen o bedenine..
Uyanıyordu, yeniden bayılıyordu... Susuzluğunu ve açlığın etkisi olmalıydı bunlar.. Kendisini buradan çıkarmaya gelen kimse olmamıştı... Günlerce.. Ne kadar zaman geçmişti ki? O da bilmiyordu bunu.. Yine bir baygınlık geçiriyordu.. Fakat bir daha uyanışı olmayacaktı bu baygınlığın. Bir ışık gördü taşların arasından. Annesiydi bu gelen. Elini uzatıyordu ona. Tuttu annesinin elini. Taşların arasından bir rüzgar gibi sıyrıldı.. Kurtulmuştu artık bu taş yığınından. Fakat bir şey bırakmıştı arkasında, cansız ve ruhsuz ufak bir beden.. Yattığı yer göz yaşları ile dolmuş bir beden.. Gözleri annesine bakan bir beden...
Yaşasaydı kaç yaşında olacaktı şimdi, kim bilir? Bunu yaşayan on binlerce çocuktan birinin hikayesidir bu. Gerçek mi? Ne farkeder gerçek ya da bir hayal ürünü.. Her gün katledilen insanların, öksüz ve yetim kalan çocukların hikayesi bu, bir masal değil.. Bir roman değil, gerçek bir hayatın hikayesi! Yazmak kolay öyle değil mi, okumakta aynı şekilde... Fakat yaşamak? Tabii bu yaşamaksa.. Birileri şu saatlerde kahvesini yudumlayıp, yarın ne yapacağını planlarken; binlerce çocuk annesine bakıyor, annesinin o cansız ve ruhsuz bedenine. Siz bunları okurken, birazdan o çocuklardan biri daha ölecek belki... Sakın demeyin "Yok mu bu çocukların intikamını alacak biri? Yok mu sahip çıkacak biri?"... Siz de biliyorsunuzdur bu sorunun hazin cevabını, fakat ben yine de söyleyeyim: Yok.. Bundan 1000 yıl önce vardı, 800 yıl önce de, 500, 400, belki 100 yıl önce... Vardı.. Fakat şimdi yok? 97 yıldır yok, bu çocuklar sahipsiz belki: 97 yıldır. Ortadoğu neden mi yetim? Cevabını 97 yıl evvelde arayın! 97 yıl...
İntikamsız, başsız ve umutsuz kalışımızın 97. yılı:
Kutlu olsun...

Var kardeşim, o çocukların o mazlumların artık bir umudu var. Siz varsınız! MTO ile medeniyet mayası çalınan binlerce genç yürek var. İyi ki var!
Kardeşim eline, yüreğine sağlık..
Allah bizi affetsin..
Dua etmekten başka bişey yapamıyoruz..
İntikam alanların en hayırlısı Allah'tır.. C.C
Zalimin zulmü yanına kalmayacak elbet..
Bursa'dan selam olsun sana..